
İSMET PAŞA'NIN MECLİSTE RAUF BEY'E VERDİĞİ CEVAPLAR
Efendiler,
Rauf Bey'e cevap veren ve değerli görüşler
ileri süren konuşmacılar çoktu. Bu arada İsmet Paşa da güzel bir konuşma
yaptı. İsmet Paşa'nın, okunması her zaman yararlı olabilecek ,bazı
sözlerini de aktaracağım.
İsmet Paşa : ''Köklü bir devlet şekli söz konusu olduğu zaman düşünce
ve duygularımız kendi aramızda kalmaz. Onları takip eden bütün bir
dünya vardır'' dedikten biraz sonra, "Cumhuriyet'in ilanı bir milletin
kutsal bir ideali, bir ateşi, bir ülküsü gibi ortalığı sarar.
Cumhuriyet ilân edildiği zaman, o milletin bütün hararetini gösteren
her türlü belirtiler ortaya çıkar. Eğer bir memlekette Cumhuriyet'in
ilân edildiği günlerin üçüncüsünde, beşincisinde, hakları ortadan
kaldırılmış bir şehzade meydana çıkar da Cumhuriyet'e karşı bir
tavır takınırsa. . dünya ve dünya düşünürleri bu Cumhuriyet'in
kuvvetinden şüphe eder'' sözleriyle başlayarak Cumhuriyet'in ilanı
üzerine İstanbul da alınan durumun vereceği zararı açıkladı.
İsmet Paşa, Rauf Bey'in konuşmasını tahlil ederken ''millî hâkimiyet
esastır, diyenlerin bu sözlerinden, tereddüt ve endişeye kapıldıkları
anlamını çıkaramayız'' dedi. Ondan sonra, İsmet Paşa, Rauf Bey'e
hitaben : ''Rauf Bey! Siyaset yapıyoruz. Yanlışları birer birer
göstermeliyiz. Hattâ siz basit bir iş adamı gördünüz mü ki, daha
işe başlarken sermayesini tehlikeye koyduğu düşüncesindedir ve başaramayacağını
bile bile parasını tehlikeye atmıştır? Bir işe başlayan adam, daima
sonundaki başarıyı garanti altına alır ve öyle başlar. Kaldı ki,
böyle inkılâp zamanlarında, hükûmet ileri gelenleri ve bir siyaset
adamı herhangi bir şüphe gösteremez. Bu hatâdır. Hatâ ettiniz Rauf
Beyefendi!''dedi. Bundan sonra, İsmet Paşa, Rauf Bey'in ''üst tabakada
şekil değiştirerek devletin çıkarlarını gözetmeyi, milletin ihtiyaçlarını
gidermeyi düşünmek affedilmez bir hatâdır'' şeklindeki sözlerine
cevap verirken, ''affedilmez bir hatâ olan, bu kadar hassas günlerde
bir noktada yoğunlaşması gereken manevî kuvvetleri, inkılâp kuvvetlerini
şu veya bu noktada kararsızlığa düşürmektir. Bu, bilerek veya bilmeyerek,
isteyerek veya istemeyerek affedilmez bir hatâ işlemek olur'' dedi.
İsmet Paşa, Rauf Bey'den şunu da sordu : ''Devlet Başkanlığı meselesini
çözmek istiyordunuz. Nasıl çözecektiniz? Kaç ihtimal vardı?
İsmet Paşa, acele edildiği iddiası ile ilgili cevabında : ''Arkadaşlar''
dedi, ''tabiî sayılan bir sonuç için acele etme söz konusu değildir.
Ancak hatâ sayılabilecek olan noktalarda acele etmiş olmak söz konusu
edilebilir.''
''Cumhuriyet aceleye getirilerek ilân edildi denmekle, o gün ilân
edilmeyip de altı ay sonraya kalsaydı, belki başka bir şekil ortaya
çıkardı anlamına yol açılıyor ki, asıl bu mânâda acele edilmiştir.''
Rauf Bey, konuşmasında, bizim Cumhuriyet ilânındaki davranışımızı
eski Genel Merkez işleri gibi göstermek istedi.
İsmet Paşa, bu noktaya cevap verirken dedi ki : ''Bu memlekette
Genel Merkez hayatını yaşatmış ve onu yıllarca savunmuş olan temsilciler
ve gazeteciler de kendi görüşünü savunuyorlar. Rauf Bey'in görüşünü
ellerinde silâh olarak kullanıyorlar. Bu, bedbahtlıktır!'' Rauf
Bey, daha sonraki konuşmasında bu sözlere şu yolda cevap verdi :
''Genel Merkez ifadesiyle yaptığım imâları Tanin gazetesi bir silâh
gibi kullanmıştır; Yemin ederim ki, Efendiler, Tanin kullanmış,
Tevhid-i Efkâr kullanmış, ben bilmiyorum.
İsmet Paşa, Rauf Bey ve arkadaşlarının Halife'yi ziyaretleri hususuna
dokunarak şunları söyledi : ''Halife'yi ziyaret konusu, halife konusudur.''
''Devlet adamı olarak, hiçbir zaman hatırımızdan çıkaramayız ki,
hilâfet orduları bu memleketi baştanbaşa harabeye çevirmişlerdir.
Bir gün yeniden hilâfet orduları kurulabileceğini aslâ gözden uzak
tutmayacağız... Türk milleti en büyük acıları halife ordusundan
çekmiştir. Bir daha çekmeyecektir.''
''Bir hilâfet fetvasının bizi I. Dünya Savaşı felâketine sürüklediğini
hiçbir vakit unutmayacağız. Bir hilâfet fetvasının, millet ayağa
kalkmak istediği zaman, ona düşmanlardan daha alçakçasına hücum
ettiğini unutmayacağız.''
''Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, kafasından bu memleketin
mukadderatına karışma isteğini geçirirse, o kafayı mutlaka koparacağız!''
İsmet Paşa, ''bravo'' sesleri ve alkışlarla karşılanan bu sözlerine,
şunları da ekledi :
''Herhangi bir halife, düşünce ve davranış olarak, gelenek ve usule
uyarak, gizlice veya açıktan açığa Türkiye'nin kaderinde söz sahibi
imişçesine bir tavır almak isterse, Türkiye devlet adamlarını ödüllendirirmiş
gibi bir zihniyetle düşünürse, bunları memleketin hayat ve varlığı
ile taban tabana zıt sayacağız, hareketlerini vatan hainliği olarak
kabul edeceğiz.''
İsmet Paşa, konuşmasının sonunda şu hususu da söz konusu etti :
''Rauf Bey, konuşmalarında geçen ve bizim taban tabana zıt bulduğumuz
noktaları geri alarak bu parti içinde kalmak kararında mıdırlar?
Yoksa, siyasî konuşmalarında bizimle tam zıt olarak gördüğümüz noktalarda
ısrar ederek, partimizin dışında ve Meclis'te bizimle karşı karşıya
çalışmak kararını mı verecekler? Karar kendilerine aittir.''
Rauf Bey, tekrar uzun uzadıya kendini savunarak parti kurmayacağını,
partiden çıkmayacağını söyledikten sonra, Genel Kurul'un acıma ve
hoşgörme duygularını harekete geçirerek ve konuşmasına yumuşak sözlerle
son vererek, toplantı salonundan ayrıldı.
Konuşmacılar, karşılarında cevap verecek kimse bulamadılar. Rauf
Bey, yanıldığını itiraf ederek cumhuriyetçi olduğunu söylediğine
göre, görüşmeler yeterli sayıldı. Halkın kafasında uyandırılmış
olan şüpheleri gidermek için, gazetelerde bildiriler yayınlanması,
ayrıca, görüşmelerin tutanağının da bastırılıp dağıtılması kararıyla
yetinildi.
Şimdi Efendiler,
Bu karar neyi ifade eder?
Rauf Bey'in çapraşık ve iki anlamlı sözleri, Parti'yi acaba onun
gerçekten cumhuriyetçi olduğuna inandırabildi mi? Rauf Bey'in, Parti
içinde, bizimle aynı duygu ve görüş sahibi olarak çalışabileceği
kanaatı doğdu mu?
Partinin bu kararı, görüşmelerin gerçek sonucunun gerektirdiği
karar mıydı? Elbette ki hayır! . .
O halde, bu eksik kararla yetinilmesindeki sebep ve tesir neydi?
Bu noktayı birkaç kelime ile açıklayayım. Rauf Bey, konuşmasının
başından sonuna kadar, aldığı tavır ve konuşma üslûbuyla parti üyelerinin
hoşgörü ve yumuşaklığına sığınmış gibiydi. Bundan başka, Rauf Bey,
konuşmasında o kadar demagoji ve safsata yapıyordu ki, sözlerinin
ne dereceye kadar ciddî ve samimî olduğunu hemen anlamak Genel Kurul
için kolay değildi. Bu sebeplerin de üstüne çıkan en önemli psikolojik
sebep, itiraf etmek gerekir ki, ''sorumsuz, oldubitti, Cumhuriyet'ten
sonra, şekil'' kelimeleri üzerinde yapılan olumsuz propaganda, duygu
ve düşünceleri kararsızlık ve gevşekliğe sürüklemişti.
Durumu, Cumhuriyet tartışması dışında, İsmet Paşa ve Rauf Bey çekişmesi
gibi görenlerin düşünüşlerinin de anlamsız bir kararla yetinilmesine
yol açtığı şüphesizdir.
Efendiler, bu karar yüzünden Rauf Bey ve arkadaşlarına bir süre
daha partinin içinde partiyi yıkma fırsatı verilmiş oldu.
İstanbul'daki bazı gazetelerin memleket ve Cumhuriyet'in yüksek
yararlarına zarar verici nitelikteki yayınları da, orada öyle bir
hava yarattı ki, Meclis, İstanbul'a bir İstiklâl Mahkemesi göndermeyi
zarurî gördü.
|