|
AHMET İZZET PAŞA TÜRK MİLLETİNE
HİZMET ETMEYİ VAHDETTİN'İN HİZMETİNDE OLMAYA TERCİH EDEMEDİ
Efendiler,
Ahmet İzzet Paşa, ekmeği ve nîmeti ile yetiştiği Türk
milletinin içinde kalarak, ona en acı ve kara günlerinde hizmet
etmeyi, Vahdettin'in hizmetinde olmaya tercih edememişti. Dürrîzâde
Esseyit Abdullah'ın fetvasına bağlı kalıp, sultanın emri dışına
çıkmakla suçlanmaktan ve şeriatın hışmına uğramaktan çekindi.
Ahmet İzzet Paşa'nın daha başka marifetleri de olmuştur. Onları
da bildireyim :
Savaş bütün hızıyla devam ederken ve milletin maddî ve
manevî kuvvetlerini düşman karşısına toplamaya çalıştığımız
günlerde, Türk milletinin büyük kuvvetleri ellerine verilmiş
olan kimselere de, yazdığı özel mektuplarla ümitsizlik ve
bezginlik verecek karamsarlıklarını aşılamakta devam ediyordu.
Benim, "Düşman ordusunu mutlaka yeneceğiz,vatanı mutlaka
kurtaracağız" sözlerimle alay ederek, İkinci İnönü'nden
sonra yeniden doğuya Sakarya'ya doğru yürümekte olan Yunan
ordusunun hareketini bir gözdağı gibi kullanarak akıl ve anlayış
dersi vermekten geri kalmıyordu.
Efendiler, ne gariptir ki, kendisini dev aynasında gören bu
kafanın, tuttuğum yolun felâket doğuracağını bildiren bir
mektubu, Sakarya'da düşmana karşı taarruz ederek onu geri çekilmeye
mecbur ettiğimiz gün, görev icabı bana gösterilmişti. Bu
mektup bizi şaşkınlık içinde bırakmıştı.
Ahmet İzzet Paşa, Yunan ordusunun Sakarya'dan en sonunda İzmir
Körfezi'nden çekildiğini gördükten ve Lozan Barış Antlaşması
metnini okuduktan sonra, acaba bana yazdığı 6 Temmuz 192I tarihli
telgrafındaki şu cümleyi : "İddia buyurduğunuz gibi gaflet
içinde bulunduğumu itiraf şöyle dursun, şimdiki gibi siyasî
olayları kılı kırk yararcasına değerlendirmiş olduğumu görmekle
kendime, düşünce ve görüşlerime güvenim artmıştır."cümlesini
yeniden mırıldanmış mıdır?
Ben, buna da ihtimal veririm!
Efendiler, İzzet ve Salih Paşa'lar aylarca Ankara'da oturdular.
Millî ilkelerimizi kabul etmek şartıyla, kendilerine millî
hizmet ve görev vermeye hazırdık. Yanaşmadılar. Bir defa olsun
Millet Meclisi'nin kapısından içeri ayak atmadılar. Fakat
herhalde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çıkardığı
kanunlardan haberdar idiler. Bu kanunların hükümlerini, MiIIet
Meclisi'nin ve Hükûmeti'nin İstanbul'a karşı belirmiş olan
tutumunu pekâlâ biliyorlardı. Bu kanunlara ve bilinen duruma rağmen,
İstanbul'da yeniden işbaşına geçip millî varlığın ve Millî
Mücadele'nin değerini ve etkisini yok etmeye, düşmanların
elinde oyuncak olan Vahdettin'in hâkimiyetini sağlamaya bütün
varlıklarıyla çalışmalarına verilecek gerçek anlamın ne olduğunu
ben söylemeyeceğim! Onu Türk milletine ve Türk milletinin bugünkü
ve yarınki kuşaklarına bırakın.
|